Gerçeklik Nedir? Gerçeklik Nasıl Tanımlanır? Gerçekliğin Felsefi Tanımı

Gerçek, bir konudaki hakikatin ortaya çıkması ile fark edilen olaylar, bilgiler, durumlardır. Gerçeklik ise varlıkların yaşadıklarını onaylamasını sağlayan ve duyular ile algılanabilen ve tanımlanabilen yaşam bilgilerini elde ederek sonuçlarını çıkardığı ve kendisini bu elde ettiği sonuçlar bakımından bir yere koyarak tanımlamalar yaptığı bilgiler, anlayışlar, gözlemler, algılar ve farkındalıklar bütünüdür. Varlığın kendisini tanımladığı bir gerçeklik bilgisi durumu vardır. 

Duyular gerçek olarak tanımladığı şeyleri bilgiler yoluyla varlığa aktarır ve varlıkta bu gerçekliği tanımlar ve yaşar. Gerçeklik tamamen varlığın bilgi ve tecrübelerinin bir sonucu olarak kabul ettiği yaşamsal bilgiler ve anlamlar bütünlüğünün tanımlanması yoluyla ortaya çıkarılan hakikatlerdir. Görebildiğin, duyabildiğin, farkındalık şeklinde var olabildiğin alanların, yaşamların gerçek olduğunu sanarak yaşamak, gerçekliği duyuların algıladığı şekilde tanımlamak zorunluluğunu ortaya çıkarır, oysaki gerçeklik, varlığın kendisinin kabul ettiği, bilgiler ve oluşumlar olarak açıklamasını yapabileceği şekilde bir tanımlama ile açıklanmalıdır. Bu şekilde varlıkların sadece duyuları ile elde ettiği bilgilerin sınırlandırmaları olmadan tanımlanan bilgiler ve anlamlar bütünlüğünü ifade eden alanlarla ilgili bir kavram olmalıdır.

Mesela, birine sorsak O'nun gerçeklik bilgisinin ne olduğunu, O'nun için gerçeklik sadece duyuları ile algıladığı ve fark edebildiği, bilgisine duyuları yoluyla ulaşabildiği şeylerin bütünlüğünden oluşan hakikatler, anlayışlar, tanımlamalardır diyebiliriz, bu tanıma göre de Dünya hayatı benim gerçekliğim diyebilir. 

Ama başka biri için gerçeklik, sadece duyuları ile elde ettiği bilgilerin sonuçlarından yola çıkarak tanımlanmaz, duyuların dışında felsefi doğrular ve mantıklı ve ispatlanmış bilgilerle, sebepler ve sonuçlar gözlenerek üzerinde derinlemesine yapılan çalışmaların sonuçları ile, ve bu sonuçlar ve bilgiler sonrasındaki gözlemleri kendisinde bir gerçeklik tanımı ortaya çıkarır ve bu, duyularının normalde algıladığının çok çok başka şekilde tanımladığı bir gerçeklik olabilir, çok mümkün. Bir bedende hapis olduğu mesela, gitmesi gereken bir yer olduğu, bu Dünya'nın geçiciliği, ölümden sonrası ile ilgili tanımlayabildiği hakikatleri O'nun gerçeklik olarak neyi anladığını ve algıladığını ortaya çıkarabilir. O'na göre kendisi ruhsal bir enerjidir ve bu şekilde bir gerçekliğin bilgisini yaşamaktadır, diğerine göre O sadece insandır, O'da bu şekilde bir gerçeklik bilgisini yaşamaktadır. Başka birine göre Dünya bir simülasyon, bir diğerine göre ise bir yanılgı...

Dolayısı ile aslında gerçeklik bilgisi, varlıkların kendilerinin karar vereceği şekilde düzenlenmektedir ancak bu sadece duyulardan elde edilen bilgiler yoluyla olmamalıdır. Gördüğüm, duyduğum, hissettiğim şeylerin tek gerçek olduğuna inanmak gibi yetersiz bir görüşünü kullanmak, donanımlı zihinlerin onaylayamayacağı bir tanımlama şekli olur. 

Bazı felsefi doğrular o kadar açık ve netçe gerçek olduğunu ispatlar özelliklerde olabilir ki, bunun ne demek olduğunu anlayarak, kendi gerçekliğini bu doğrular üzerine kuran bir varlığın gerçekliğini gördüğün, duyduğun, hissettiğindir şeklinde sınırlandıramayız ve bu sınırlandırma tamamen yanlış bir uygulama hali olarak sayılır.

Mesela rüyalarda farkındalık kazanarak tanık olunan gerçeklik durumu, Dünya yaşamındaki duyularla elde edilen bilgiler yoluyla tanımlanan gerçeklik bilgilerinin tamamen yanılgı olduğunu ispatlayacak özelliklerdedir. Aslında bilinenden daha fazla duyusal özelliklerimizin olduğu gerçeğinin dışında, bu kadar sınırlı duyularla gerçekliğin algılanmasının zaten çok zor bir çalışma olduğunu ortaya koyabiliriz. Siz, bildiğiniz 6 duyu ile çevrenizde olan biten şeylerin gerçek mahiyetini anlamak istiyorsunuz ve bu konuda sınırlarınız var birde... Olacak iş değil...

 

Çevrenizde olan bitenleri tabii ki anlayabilirsiniz ancak bu sınırlı bakış açısı ve inceleme yöntemini kaldırmalı, bilmediğin, algılayamadığın, anlayamadığın, duyularının henüz bilgisine ulaşamadığı şekilde gerçekliğin içinde olabilme ihtimalini bir kenara koymadan, aynı zamanda başka bir yanlış olarak duyularınla algıladığın ve anladığın kadarı ile yaşamı tanımlayabildiğini sanmamalısın. Her varlığın gerçeklik bilgisi birbirinden bu sebeple farklı olabilir. Çoğunluğunun Dünya yaşamından başka bir şey olmaması herkesi kapsayan bir tanım değildir. Yine de normal şartlarda, yani duyularımız sınırlandırılmamış ve imkanlarımız kısıtlanmamış olsaydı, herkesin gerçeklik bilgisi kendi istediği şekilde düzenlediği haliyle yaşanırdı ve bu durumda herkesinki birbirinden farklı olurdu. Olması gerekende buydu...

 

 Şunu anlamamız gerek... Dünya hayatı, normal bir yaşamın süregeldiği, içeriğinde kendisinden aslında memnun olmamızı sağlayan hayatlarımızın bulunduğu bir alan değildir. İnsan bedenlerinin kısıtlayıcı, eksik, kusurlu halleri, hastalıkları, bir çok ihtiyaçları, bilgiye ulaşmak konusundaki sınırlayıcı düzeni, ve bunlar gibi sayılabilecek bir çok özelliği nedeni ile kesinlikle kendisinde yaşamanın çekici ve yaşanılası olduğunu söylememiz söz konusu olamaz. Var olmayı sadece yine Dünya hayatı ile sınırlandıranlar, kendi gerçekliklerinin sonuçları ile karşılaşmış olacaklardır.

Dünya yaşamı sıkıntılı, sınırlandırılmış, içerisindeki varlıklar özellikle bilgilerden mahrum bırakılmış, evrensel sonsuzluk adı altında bazı bilgilerin ve gerçeklerin öğrenilmesinin önü kapatılmış ve yaşadığı insan hayatının zorlukları ile bunları öğrenmesi adına yaptığı bütün girişimler engellenmiştir. Bu iyilikle kötülüğün Dünya üzerinde savaşı sırasında kötülüğün geçmişte kazandığı zaferlerinden biriydi ancak artık bilgi, sevgi, hakikat açık bir şekilde sergilenmektedir. 

Normalde insanlar bedensel imkansızlıklar içinde olmadan düşündüklerini yapabilmelilerdi. Zorunluluklar, kısıtlamalar, ulaşmak istediği her hangi bir bilgiye dair engeller olmadan, hayal ettiği şeylerin olabilmesi imkanlarını yaşaması gerekmekteydi. Sonsuzluk ancak böyle bir imkan içindeyken araştırılabilir, öğrenilebilir, sonuçlar çıkarılarak üzerinde çalışılabilir. Daha bir kaç gezegen öteye gitmeyi bile yıllar boyunca ancak başarmış olan insanlık, sonsuz evreni bu hızla nasıl öğrenebilir, anlayabilir, bilebilir. 

Düşündüğü yerde olmak gibi imkanları yokken, insanlık her zaman bu kısıtlı yaşamıyla kendi kendine gerçekliği anlamak ile ilgili olarak düşünmek, sorgulamak, muhakemeler yapmak zorunda kalacaktır ve insanlığın kurtuluşu da bu şekilde düşünme, araştırma, inceleme ve muhakemeler yapmasında olacaktır.. İşte tüm bu kısıtlamaları ve eksik duyularla yaşanmışlıkları deneyimlerken, aslında kilometrelerce öteleri fark etmek, görmek, duymak gibi özellikleri varken duyularımızın sadece kendi çevresini fark edip, duyup, görebilme gibi kısıtlı özellikleri ile yaşarken, insan bedeninin ne kadar sorunlu ve zahmetli olduğunu derinden hissederken, biz insanları tüm bunlara rağmen ayakta tutan şey, bunların geçiciliği ile ilgili olan bilgimizdir. Sonsuz bir Dünya hayatı, düşünmek bile çok acı..

Bu tanımlamalarla gerçeklik, her varlığın kendisini bilgileri ve tecrübeleri açısından, anlayışları ve algıları gibi eklemelerle de tanımını genişlettiği ve kendisinin bütün hatları ile açıklayarak kendisini koyduğu yerdir. Herkesin gerçeklik bilgisi, gerçeklik anlayışı kendisine özeldir. Gerçek yaşamak, gerçek hayat, gerçeklik bizim bu Dünya hayatında gördüğümüz ve deneyimlediğimiz şekilde olmamalı, olamaz, tanımlanmamalıdır. Bu kısıtlı ve basit, sorunlu gerçeklik bilgisi her varlığın gelişimini engelleyici şekilde etkiler yaratır. Sonsuz evren modeli içinde kendisinin bir sonu olacağına inanan ve bu şekilde bir gerçekliğin bilgisini kendisinde yaşatan varlıklar, bir çelişkinin içindedirler ve bu sonsuzluk kendi varlığını da kapsayan şekilde bir oluşumu ifade etmektedir. Var olmayı anlamak ve tanımlamak en iyi sevgiyi tamamlayan insani erdemleri uygulamanın ardından elde edilen bakış açıları ve gözlemler sonucunda ortaya çıkarılır. Çünkü gerçek sevgiye ulaşan varlıkların hakikatleri bilmesi bir zorunluluk şeklinde çevresini sarmaktadır. Böyle bir sevgiyi yaşayan varlığın istekleri, amaçları, soruları her zaman yanıtlanabilir ve anlaşılabilir özelliklerde olur. Ulaştığı bu seviye, O'na hakikatin perdelerini açar...